2 Ağustos 2009 Pazar

Floransa -1
Satyricon ‘da “işler ters gitmeye görsün ” diye başlayan bir bölüm vardır. İşler hele bir ters gitmeye başlasın durdurmak epeyce güçleşir.


Bizim içinde durum pek farklı olmadı. Saat 9 gibi çıkarız, kendi başımıza gezeriz derken, nasıl olsa turda bizi götürüyor; gidiş dönüş ulaşımı için boşa masraf yapmayalım dedik. Demez olaydık J





Kısaca ama çok kısaca Floransadan bahsedelim. Etrafı epeyce termal ile dolu olduğu için Romalılar lejyonerlerin dinlenebilmesi için burada epeyce kaplıca kurmuşlar. Şehir Fiorentia adıyla Ceasar tarafından kuruldu. Böylece lejyonerler Romadan hem uzak tutulmuş hemde gerektiğinde çabucak toparlanacak kadarda yakında bekletilmiş. Tipik Romalı aklı.

Romanın batı kıyısı dağılınca tüm Toscana da zamanla şehir devletleri kurulmuş. Floransalılar bankacılık ve dokumacılık ile uğraşan bir cumhuriyetken Medici ailesi başa gelmiş ve akılcıl hamleler ve entrikalarla ilkin diğer Toscana şehirlerini gerek savaşlar gerekse zorlamalarla kendilerine bağlamışlar. Mediciler döneminde şehir rönesansın başkenti olmuş. Maddi güç (ki ilginç örneklerine yer vereceğiz ilerleyen satırlarda) pek çok sanatçının buraya gelmesine yada getirtilmesine vesile olmuş. Bunların başında Medici ailesinin yanında yaşayan ve onların istediği tüm eserleri yapan Michaelangelo gelmekte.

Şehrin simgesi zambak çiçeği. İtalyanlar Firenze demekte. İtalyan birliği kurulduğunda ilk başkent burası olmuş. İtalyancanın en iyi konuşulduğu yerin burası olduğu söylenmekte. Ayrıca Floransalılar parayla o kadar içli dışlı olmuş ki bugün pek çok ülkenin para birimi olan Florin şehrin adından türemiş.

Otobandan Toscana ‘nın dağlarını, tepelerini aşarak bir müddet yol aldık. Yol kenarlarında büyük saksılar içinde ağaçlar sıralanmış. Öğrendik ki İtalyada orman yangınlarından sonra devlet bu adamlardan yetişkin ağaçları alıp yanık bölgelere ekermiş. Böylece orman alanının geri kazanımı daha başarılı ve hızlı olmakta. Neyse Floransa ‘ya geldik ama şehrin girişini bulamadığımız için şoförümüz sayesinde epeyce zaman kaybettik. Trenle gitmiş olsaydık şehir içinde yaklaşık 12 km. lik bir yürüyüşle kendi göbek bağımızı kendimiz kesmiş olacaktık. Olmadı.

Şehrin banliyölerini, uyduruk mahallelerini bile gördükten sonra şehrin doğu taradındaki, Arno kıyısındaki girişlerden birisinde aracımızdan inerek turumuza başladık. Ancak şunu da söylemeliyim, o neresi olduğunu bilemediğim mahallelerde de epeyce ilginç ama metruk kilise yada manastır yapılarının varlığı söz konusu.

Önce Arno nehrinden bahsedeyim. Bir gün önce Pisada gayet sakince akan nehir Floransa da biraz acımasızca akabilen bir nehir. Nehrin geniş bir yatağı var. Vlatava ‘daki gibi taşkınlarda nehrin hızını dizginleyebilmek için kimi yerlerine setler inşa edilmiş. Son büyük taşkın 1966 ‘da olmuş. Suyun yükselişinin anısına bir plaket Santa Croce meydanının köşesine çakılmış. Taşkın olacağı yetkililer tarafından öğrenilince durum sadece Ponte Vecchio ‘daki kuyumcu dükkanlarına bildirilmiş. Ölen sayısı için net bilgi yok ama tarihi eserlerin aldığı zararın hesaplanması pek mümkün değil gibi.

Neyse nehre dönelim. Güney kıyısında, nehir boyunca dizili duran ve bakıma ihtiyacı olduğu her halinden belli binalar ve nehir yatağının kenarında birikmiş toprak alanlarda balık tutan yada tutarmışcasına takılan kişiler güzel manzaranın parçaları.



Ayrıca bulunduğumuz noktadan nehrin iki kıyısındaki Roma dönemi iki burç görülebilmekte. Hoş bir detayda şu. Nehir kıyısındaki aydınlatma direklerinde lambaları taşıyan direkleri bir kamplumbağa sırtlamakta.

Şehre doğru yürüyoruz. Solumuzda Arno, askeri hapishaneyi geçtikten sonra önce kütüphanenin güzel binasının önünden geçip Santa Croce meydanının önündeki meydana ulaşıyoruz. Santa Croce kutsal haç anlamına gelmekte. Beyaz, İtalyan mermeri dediğim malzemeden neo gotik tarzda bir ön cephesi var. Üç giriş kapısıbulunmakta ve alışıldığı gibi ortadaki kapının gerek işlemeleri gerekse üstündeki mermerleri diğerlerinden daha da güzel ve zarif. Çan kulesi 1512 ‘de yıldırım çarğması sonucu yıkılınca 1842 ‘de bu görülen kule inşa edilmiş. Güzel görünümü, dünyanın en büyük Fransisken kilisesi olması gibi özelliklerinin yanısıra Floransalı Galileo, Machiavelli, Michaelangelo gibi pek çok ünlüye de son uykularında eşlik etmekte. Kilisenin içine giremedik. Önünde epeyce bir sıra olduğu için sonra gireriz dedik, giremedik. Böylelikle Stendhal sendromuna yakalanmaktan da kurtulduk. Gerçektende böyle bir hastalık var. Stendhal efendi Floransaya gelipte duomoydu, campanileydi deyip gezip birdeburaya gelince başı dönmüş kendinden geçmiş. 1979 ‘da literatüre girmiş.



Kilisenin önünde pek çok İtalyan şehrinde de olduğu gibi pastel rengi binalarla çevrili bir meydanı var. Bu meydanın - kiliseye göre- solundaki binada beyaz üzerine epeyce hoş kalem işine benzer bir çalışma ile desenler yapılmış. Meydanın bir başka özelliği ise rugby benzeri bir oyunun neredeyse yüzyıllardan beri oynanıyor olması. Hatta oyunu oynayanların arasında papaların, asillerinde olduğu söylenmekte. Haziran ayının üçüncü haftası bu etkinlik yapılmakta.

Buradan Signora meydanına ulaşmak için yola düşüyoruz. Dar sokaklardan birinden geçerken şehrin adliye sarayını görüyoruz.Gerçekten harika, saray gibi bir bina bu.

Signora Meydanı şehrin kalbi. Tahminimce Floransa insandan çok heykel barındıran bir şehir. Meydan bir çok heykel ve anıta ev sahipliği yaptığı gibi Savonarola gibi önemli kişilerin idamlarına da ev sahipliği yapmış.



Önce arkadan Fontana di Nettuno ‘yu görüyoruz. Ammannati tarafından 1575 yılında Toscana devletçiklerinin deniz zaferlerini nitelemek amacıyla yapılmış. Dört atın çektiği istiridyeden bir arabanın içinde Neptün görülür. Yanında 1. Cosimo ‘nun at üzerindeki heykeli bulunur. Cosimo için Medicileri tefecilikten otoriter bir güce kavuşturan adam denilebilir. Paraya hükmeden herkes gibi biraz deli, biraz menfaatçi ama tamamen fırsatçı bir kişiydi. Kimseye güvenmediği için Palazzo Vecchio ‘ya kadar karşıdaki Palazzo Pitti ‘den gizli bir yolu Vasari ye yaptırdı. Paranoyaklığı nedeniyle karısıda dahil pek çok kişiyi ortadan kaldırdı. Bir kuşak öncesinde gelen Lorenzo ‘da pek farklı değildi. Fatih ‘in İtalya seferini haber alır almaz hemen ön tarafında Fatih ‘in arkasında kendi yüzünün yer aldığı altın paraları bastırmıştı.



Neyse Palazzo Vecchio yani eski saray günümüzde de belediye binası olarak kullanılmakta. Medici zamanında yüksek çan kulesindeki çan çalınır ve halkın meydana dolması sağlanırdı. Bu şekilde şehrin yöneticisi (yani herhangi bir Medici) halka alınan kararları bildirmekte. Sarayın girişinin hemen üzerinde Toscana kiliselerinin hepsinde bulunan YHS yazısı bulunmakta. Bu İsa insanlığın kurtarıcısıdır anlamına gelmekte.

Ayrıca sarayın dış duvarlarındaki çıkmalarda Toscanada yer alan ve Floransaya tabi olan şehir devletlerinin armalarını görebilirsiniz.

Fakat meydanın en güzel köşesi Loggia dei Lanzi ‘nin altındaki heykellerle dolu kısım. 1382 yılında Orcagna tarafından tasarlanmış. Burada Cosimo ‘nun silahlı muhafızları yer alırmış. Buradaki en ünlü heykellerin başında Giambologna ‘nın yaptığı Sabinli kadınların kaçırılışı heykeli. Bu en sağda yer almakta. En solda ise Cellini tarafından yapılmış Perseus heykeli var. Bu Cosimo ‘nun düşmanlarının başına gelenlerin nitelendirilmesini güden bir eser. Arka sırada ise Roma imparatorlarına ait olduğu sanılan heykeller var. Alana giriş için iki Floransa aslanının arasından geçmeniz gerekli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder