9 Kasım 2009 Pazartesi

Chevalier sans chance in crac des chevaliers...

Sabah erkenden uyandık. Erken dediysem 7:20 gibi. Sekiz olmadan çıktık. Bora ile tam 8 ‘de buluşmak üzere sözleşmiştik.Tahmin ettiğim gibi öncesinden oradaydı. Sorduğumda henüz indiğini söylediysede bunun kalıtsal kibarlıklarından kaynaklandığına eminim.Allahtan erken inmişiz.

Kaldığımız Riad Hotelden Hama otobüs garajına değin yürüdük. Bora alem kız. 50 SP (yaklaşık 1 USD ) ödeyip taksi ile gideceğimiz yere yürüdük.

İlk hedef şövalyelerin kalesi Crac des Chevaliers. Güncel adı ile Qalaat Hosn yani Hasan Kale de diyebiliriz.

Bunun için önce Homs (Humus ) şehrine geçmek gerekli. Homs ‘a otobüslerle gidilebilmekte. (30 SP) Yolculuk yaklaşık bir saat sürmekte. Bununla beraber aynı yol garajın oradaki mikrobüsler ile de yapılmakta.

Neyse Homs garajında indik. Açlık hissetmiyorum,susamadım da. (Fakat bizim tayfa Kore- Türk işbirliği ile alışverişe çıktı )

Başta Homs garajından bahsedelim sonrasında da üstün körüde olsa şehirden. Kaleye ve diğer çeşitli yerlere giden mikrobüsler büyük otobüslerin yolcu alıp indirdiği garın sağında kalmakta. Kalaat Hosn dediğinizde zaten araçları gösteriyorlar yada sizi götürüyorlar. Şehrin Şam yolu üzerinde olması nedeniyle canlı bir garı olduğunu söylemek lazım. Şehirde üniversiteninde yer alması insan çeşitliliğini arttırmış durumda. Şehirde gezebilecek pek bir yer yok. İçinde halid bin Velid ‘in de türbesinin olduğu aynı isimli bir cami ki resimlerden gördüğüm kadarıyla fazla iyi bir restorasyon sonucu oldukça yeni görünenmekte. Ayrıca bu camide büyük Türk savaşçısı Baybars ‘ın da sandukası bulunmaktaymış. Bunu yazık ki Şamda öğrendim. Birde için de Meryem Ana ‘nın kemerinden bir parçanın olduğu iddaa edilen El Zennar isimli Süryani kilisesi görülebilir. Kalesi için yıkıntı denilmekte. Gezginlerin pek uğramadığı yada bizim gibi garajından ötesine pek geçmediği bir şehir.

Mikrobüse gelince. Bizim köylerden kasabalara giden minibüslerin mantığında çalışmakta. Tüm araç dolunca sabit bir bedel ödeyerek yola çıkıyorsunuz. Eğer beklemek istemezseniz, koltuk bedelleri araçtakilere pay ediliyor. Tabii ortalama Suriyeli bu bölüşüme pek yanaşmadığından boş koltukları sizin ödemeniz gibi bir seçenek kalıyor geriye. Ama frekansı yüksek hatlarda biraz beklemek yeterli.

Ama araçlar rezalet. Eskiden Aksarayda yer alan dolmuşlar gibi. Ama çok daha konforsuz. Koltuk araları daracık. Ben bile orta boylu sayılmama rağmen çapraz durabildim. Koltuk sıralarının en sağında açılabilir, iğreti bir mekanizma ile birer koltuk daha arttırılıyor

Kaleye gidiş için adam başı 70 SP ödüyorsunuz. Yol uzun. Ufacık araçta yapılan yolculuk ise epey yıpratıcı olmakta. Bu fırsattan istifade ederek kahvaltı niyetine poğaça benzeri nesneyi yemeye çalıştım. Pudra şekeri tadındabirşey. Ama doğruyu söylemek gerekirse tüm gün tok tuttu.

Neyse bir yere geldik. Neresi Tanrı bilir. İnin dediler. Üçümüzde şaşkın bir şekilde birbirimize baktık önce. Sonra yolun aşağısında, ağaçların arasına pusuya yatmışcasına duran elemanı işaret ettiler. Gittik. Adambaşı 100 SP ödeyerek döne döne kaleye doğru yola koyulduk.

Kale yolu epeyce uzun. O nedenle yürürüm , giderim deme ve dediğinizi yapabilme imkanınız yok. Uzunca bir süre tepe çıktığınız için manzarayı seyredin. Zaten yapacak başka birşey de yok.

Kaleye girerken Uğur şansını tekrar denedi. Ama burada tutmadı. Korelide tahmin ettiğim gibi ISIC kartı var. Biz paşa paşa 150 SP öderken o sadece 10 SP ödeyerek içeri girdi.

Kale devasa, elegeçmez bir yapı. Krak, kale anlamına geliyor. Crac des chevaliers şövalyelerin kalesi demek kısaca.Zaten Hamadaki oteller kaleleri gezdiren özel turlar düzenlemekte. Fiyatları 25 ila 30 USD arasında değişen bu turlarda Crac dışında, Misyaf, Marqap (Merkep yani) veSelahattin Eyyübi kalesini görme imkanınız olmakta. Bunlar içinde resimlerinden vardığım sonuca göre Misyaf sağlam görünümlü bir kale. Ben Misyaf ‘ı Şii kalesi sanıyordum ama Haşhaşilere ait olduğunu gördüm. Alamuttan sonra en meşhur kaleleri burası imiş. Selahattin Eyyübi 1176 ‘da kendisine iki kez suikast düzenleyen haşhaşileri ortadan kaldırmak için kaleyi kuşatırsa da başarılı olamaz. Rivayete göre haşhaşiler Eyyübiyi tüm ailesini yok etmekle tehdit ederler. Bir diğer rivayette ise haşhaşilerin reisi Reşideddün Sinan bir tepeden kuşatmayı izler. Selahattin Eyyübi adamlarını gönderirse de askerler bayırı tırmanırken aniden felç geçirirler. Durumdan çekinen Eyyübi çadırının etrafına kireç döktürür.Böylece çadırın etrafına yaklaşan birileri olup olmayacağını anlayabilecektir. Gece ansızın uyanır ve Reşideddün Sinan ‘ın çadırdan çıktığını görür. Yatağının kenarında bir not vardır. Notu okur ve sabah erkenden kuşatmayı kaldırır. Notta sadece şu yazar. “Sen elimizdesin”

Ayrıca meşhur Kadeş Savaşı da bu kaleye yakın bir yerlerde yapılmış.

Kaleyi ilkin 1031 ‘de Halep emiri yaptırıyor. Fakat daha ilk haçlı seferinde 1099 yılında hristiyanlarca ele geçiriliyor. İlk başlarda önemsenmeyen kale bir müddet sonra Hospitallerin en önemli üssü haline geliyor. Oysa ben burayı Templarların üssü sanıyordum.Neyse şövalyeler burayı iyice tahkim ettirirler. Zaten göreceğiniz gibi iki devasa taş ahırda binden fazl at bakılabilmekte imiş.Kale her an kuşatılabilir diye beş yıl yetebilecek erzak ve mühimmata sahip tutulmuş. Bu depoları da gezerken göreceksiniz. Önemli olan gezerken kaybolmamak ve aydınlatmanın zayıf olduğu koridorlara girmemek yada girilirse de azami dikkati göstermek. Aynı durum çeşitli merdivenlerden inişte de geçerli.

Kuşatmalar oldukça serttir ama savunucularda elit askerlerdir.1163 ‘te Nur ad-Din kuşatır başarılı olamaz. Arada olan pek çok deprem kuşatmalardan daha fazla zarar verir kaleye ama hepsi kolayca onarılır.1188 ‘de kalenin önünde Selahattin Eyyübi görünür. Askerleri kalenin önemli burçlarından birini ele geçirip kapıyı açsada bu kuşatmanın sonunda kale hala Hospitallerin elindedir. Ama 1271 ‘de kale Memluklerin eline geçer. Çok güçlü bir ordu ve mükemmel kuşatma araçları ile şehri kuşatan bu kez Baybarstır. Şövalyelerin Grand Master ‘i kaleyi vire ile teslim eder. Burada gene rivayetler devreye girer. Bunlardan birine göre grand masterden Kudüs’e giden mektup bir şekilde müslümanların eline geçer. Baybars akıllı bir manevra ile Kudüstekilerin ağzı ile bir mektup yazdırıp müslümanlarla anlaşma yapıldığını, anlaşmaya göre kalenin teslim edilmesi gerektiğini bildirir. Buna göre kalenin grand masteri kendinden yüsek bir makamdan gelen emri gerçek sanıp dinlediği için kaleyi kaybetmiştir. Bana göre külliyen palavra.

Kaleyi Arabistanlı Lawrance nam zat dünyanın en korunaklı,en etkileyici kalesi olarak nitelendirmiş ki bunu her yerde de yazıyorlar zaten. Ama işin ilginci gerçekten inanılmaz derecede müstahkem kaleyi bizimkilerin kullanmamış olması.

Tarihçesinden yapısına geçelim. Etrafında hendek vb yok. Zzaten bir tepenin üstünde kale. Etrafında rahatlıkla mangonel yada mancınık gibi kuşatma aletleri kurabilecek bir yerde yok. Günümüzde bir tepe ve bir bayır varsa da o devirlerde bunun kurulmamasını sağlayacak bir kule daha olması gerekiyor o tepede.

Kalenin içinde daha girer girmez sol tarafta ahırları görebiliyorsunuz. Sağlam duvarların ardında kala bu alanlar bir kaç kat. Bir merdivenden indik ama yanımızda fener getirmediğimiz için daha aşağısına gitmeye cesaret edemedik. Çeşitli odalara ve tünellere çıkan hatta katlara inen ana koridoru takip ederseniz bu kez iç kalenin yamacına ulaşıyorsunuz. Burada küçük bir hendek var ve içi su dolu. Zaten bunun aşağısındaki kısımda bir zamanlar hamam olduğunu gösteren levhalar var.

Ana binaya girmeden kale etrafındaki surların üzerinde bir tur atmanızı öneririm. Ana binanın içindede pek çok bölme var. Aynı uyarılar bu bölüm içinde geçerli. Buranın avlusunda Baybars tarafından camiye çevrilen kilisede mihrap görülebilir. Kilise kısmında ise tavanı tutan kemerler Bodrum Kalesindeki gibi Fransız stili. Burada ayrıca birde toplantı odası gibi büyükçe bir alan var. Buradan kulelere çıkıp manzarayı seyredebilir, kendinizi kuşatılan bir komutan yerinede koyabilirsiniz. Zaten kulelerden biri kumanda kulesi adında. Kulelerde rüzgar oldukça sert olabiliyor. Bir uyarı daha. Krak ‘a gelirken ince bir yağmurluk almanızda yarar var. Bizim gibi yağmura yakalanabilirsiniz. Sonuçta denize yakınız ve yüksekte bir tepedeyiz. Son bir uyarı daha. Girişte bilet aldığınız yerde İngilizce bilen bir rehber tutabilirsiniz. Eğer savaşlar ilginizi çekmiyor ve haçlı-müslüman savaşları konusunda fazla bir bilginiz yoksa rehber tutmanızda fayda olacaktır.

Kaleden çıkmaya karar verdik. Bizi getiren adam dışarıda beklemede. Zerre İngilizce konuşamıyor . Biz otobana çıkıp servis beklemek istiyoruz, geçmez diyor. Haklı olabilir. Zaten tabut gibi daracık araba. Üç kişilik yer olan birini yakalamak mümkün değil gibi. Adamla tartışmaya başladık. Homs ‘a dek üç kişi 1500 SP dedi. Yok,pahalı dedik. Bu arada Koreli kız servisle gidelim derken sanki nasıl gideceğiz diye soruyor adeta. Ya üçümüz birden gideceğiz yada gitmeyeceğiz, seni burada yalnız bırakmayacağız dedim. Rahatlamış göründü. Bu esnada adam ana yola yaklaşınca 1200 SP dedi bu kez. Adam arapça dışında başka hiç bir dil bilmiyor.Bizde ise sadece Koreli kız biraz Arapça bilmekte. O da pek ikna edici değil. Adam eline paraları alıyor,1200 SP oluşturup sallıyor.Ben yanındai koltuktayım. Önce arkaya dönüp teklif bu diyorum. Uğur nötr,Koreli için herşey gallin (arapça pahalı ). Gel zaman git zaman biz 600 dedik, adam 700 ‘de ısrar etti. Sonunda adamın elinden parayı alıp 650 SP yaptım. Tamam dedim. O da tamam dedi. Bu Suriyede işe yarar bir taktik. Bir kaç kez daha uyguladım. Sizden biri adamlarla fiyat için konuşurken karşı tarafla tıkanma yaşandığında devreye girin ve mantıklı ise orta fiyatı verin. Belki biraz kazık yemiş oluyorsunuz ama gerçekten üç kuruş için uzatmaya gerek yok.

Yolda gidiyoruz. Adam kendince birşeyler anlatıyor. Başta Koreli adaşımı eşim sandı. Yok, eşim İstanbulda. Birde velet var dedim. Kendinde iki evlat (veledin çoğulu) varmış. Başka birşeyler daha anlattı. Anlayan kim. Sonra bizi bir araç solladı. “Servis” dedim. Demez olaydım. Adam önce servis şoförüne seslendi., ardından içinde garaj, polis gibi kelimeler geçen birşeyler söyledi. Bizi indirdi ve servise bindirdi. Film gibi.

Homstayız gene ve garajda. Bu kez Hama ‘ya mikrobüsle döneceğiz. Turist tarifesi çektiler. 50 SP ödedik. İçeride konuştuğumuz Suriyeli ise sadec 32 SP ödediğini söyledi.

Konuştuğumuz çocuk Hamada oturup Homsta telekominikasyon mastırı yapan bir mühendismiş. Almanca biliyor. İngilizce konuşabilecek fırsatı yakalayabildiği için sevindiğini söyledi. Hayali Türkiyede yada Avusturyada çalışmak. Hayırlısı diyorum. Bizim takımların maçlarını seyrediyorlarmış burada. Dün gece basketbolda İspanyolları yenmişiz. Takım çok iyi oynamış. Seyretmedik deyince çok şaşırdı. Spordan politikaya, Suriye Türkiye ilişkilerinden, Arapların kendi aralarındaki münasebetlere kadar epeyce konuştuk. İyi eğitimli, aydın bir genç.

Hamada garaja varınca tekrar otele doğru yürüdük. Koreli adaşım otele dönüp dinleneceğini söyledi. Uğur ise Apamea ‘ya gidelim diyor. Önce para bozdurmamız lazım. Cadde üzerinde banka levhası var ama çoktan kapanmış. Saat iki bile değil oysaki. Yürüyerek otelin oraya geldik. Burada açık bir banka var ama en az 100 USD ‘lik banknotları bozuyorlarmış. Bizde en büyük kupür 50 ‘lik. Bozdurmak sorun olabilir diye epey bozuk para ile gelmiştik halbuki. Koreli ise elindeki 1000 ve 500 SP ‘leri bozdurmanın derdinde. Banka bunlarıda bozmuyor.

Saat kulesinin köşesindeki, siyah “Sultan ” isimli dükkana giriyoruz. Burada sabit kur üzerinden parayı bozduruyoruz. Komisyon almıyorlar. Hatta 1000 SP ‘yi de bozduruyoruz. Arkamızdaki gişede ise adaşıma gene olumsuz cevap vermişler. Yüzü gene asılıyor. Öteki gişeyi gösteriyorum. Umutsuzca gidiyor ama ilk binliği bozdurunca ötekileride uzatıyor gişedeki kadına. Ayrılırken diyorum,”” Ortadoğuda kurallar yoktur, olasılıklar ve durumlar vardır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder