24 Kasım 2009 Salı

Gondollarda gezerken Venedik 'in kanallarında...

San Marco meydancığını geçtikten sonra San Marco meydanındayız artık. Avrupanın en zengin, en kaypak, en fırdöndü, en haşare insanlarının dolaştığı meydan günümüzde turistler ve güvercinlerin hakimiyeti altında. Biz gezerken etrafta tahtalar ve kasalar duruyordu. Demek ki aqua alta vurmuş bir kaç gün önce. Venedik ile ilgili araştırma yaparsanız aqua alta terimi ile de karşılaşırsınız. Yılda bir iki kez genelde kış aylarında sular 40 – 50 cm yükselir ve meydanları basar. Klasik görüntü hep san marko meydanında çulluk çizmeleri ile dolaşan esnaf ve tahta köprülerin üzerinden ip cambazı edasıyla geçmeye çalışan turistler.

Sarayın meydana bakan yüzü dört kat. Burada üstünde san marko aslanı olan bir balkon var. Doçlar buradan çıkıp Venediklilere konuşma yapıp senato kararlarını bildiriyorlardı. Sonuçta Venedik bir cumhuriyet. Senato doçu seçmekte. Her seçim olayı nda olduğu gibi şaibelerde söz konusu. Çok az ileri de sarayın ana girişi olan porta della carta görülür. Buradan içeriye dikkatlice baktığınızda kemerli koridorun sonunda beyaz bir merdiven göreceksiniz. Buraya da devlerin merdiveni denilmekte ve Venedik ‘in haşmeti nin buradan gösterildiği söylenmekte. Etkilenmedim. Sarayın yanında San Marko Kilisesi. Meydana bakan yüzleri mermer yada mermerimsi görünüm veren madde ile kaplanmış ki buna artık İtalyan mermeri adını verdim. Fakat kilisenin büyük kubbesi yandan bakıldığında Bizantik bir mimari ile yükselmekte olduğu görülüyor. İstanbulda günümüzde Fatih Camii ‘nin olduğu yerdeki Havariyyun Kilisesinin kopyası burası.

Meydanın deniz tarafı girişinde birinde üzerinde Venedik ‘i kuran aziz Theodoro ‘nun diğerinde ise yine san marco aslanının durduğu iki sütun var. Kimi gezi notlarında imparatoriçe Teodora da diyenler çıkmış. Latin dillerinde ismin sonu a ile biterse dişi, o ile biterse erkek varlık simgelenmektedir. Bu kısa Latince eğitiminden sonra aziz Theodoro ‘nun aslen Amasyalı olduğunu da ekleyelim. Sütunlar gene 1204 işgali sonucunda İstanbul yağmalanırken getirtilmiş.

Ana sarayın karşısında saraya ait idari birimlerin yanında meşhur kule görünüyor.Kahverengi- kırmızımsı kule mermer yada İtalyan mermeri balkona kadar uzanıyor. Sonra aynı renk bir kat daha çıkıp yeşil, dik bir kubbe ile sonlanıyor. Gri bir gökyüzünde bile gayet güzel duran bir yapı burası. Yakınlarında üstlerinde altın olduğu iddaa edilen kırmızı renkte, üç gemi direği daha sıralanmakta. Kilise ve kuleyi daha sonra etraflıca anlatacağım.

Buradan hemen gondol turuna yönlendik. Gondol pekte elzem birşey değil bence. Gondol turları yaklaşık 20 – 25 dakika sürmekte ve 120 euro ‘ya mal olmakta. Fakat içleri altı kişi alabildiğinden birim maliyette düşürülebilmekte. Venedik ‘in içerisinde turlarken gondolcuların adam başı 15 euro ‘ya iki kişiyi taşıyabilecek şekilde pazarlıklar yaptıklarınıda gördük. Neyse gondol turumuza dönelim. Eşimin ve ekibimizinde bastırmasıyla gönülsüzce de olsa gondola atladım.

Gondollar uzun, siyah, düz zeminli araçlar. Eskiden renkli yapılırken veba salgınında çokça ölü taşıdıklarından yas amaçlı olarak siyaha boyanmış ve bir daha da rengi değiştirilmemiştir. Çokta derin olmayan kanallardan ara sokaklara girdik. Suların rengi oldukça iç kaldırıcı. Burada iki söylem karşı karşıya gelmektedir. Bir kesim kanallarda kanalizasyon aktığından bahseder. Mantıklıdır. Bu köhnemiş, rutubetli binalarda yaşayan az sayıdaki insanın atıkları paketlenmediğine göre kanalların kirlenmesi gayet doğal. Yazın aradaki kanalların koktuğu da bilinmekte. Diğer bir kesim ise akıntının kanalları temizlediğini , Venedik lagününün halen gelişkin bir balıkçılık ve doğal yaşam merkezi olduğun adem vurur. Gerçek hangisidir bilinmez ama öyle serinlemek için dahi olsa ellerin sokulabileceği bir rengi yok.

Sokaklar daha doğrusu kanalları çevreleyen binalar soğuk,rutubet ve kanallardan epeyce etkilenmekte. İyice aralara girildiğinde binaların bakımsızlığı daha belirginleşmekte. Üzerlerinden insanların geçtiği çok sayıda köprünün altından geçiyorsunuz. Kimi keskin dönemeçlerde konkav aynalar konulmuş. Gondolcuların daracık kanallarda birbirlerinin yanından geçişleri oldukça mahir olduklarını göstermekte. Ama öyle seranatlar yaptıkları kısmı palavra. Venedik ‘in en suratsız gondolcusuna denk gelmemizde büyük şanssızlıktı. Seranada, supreme capitano del la Andrea Doria diye iltifatlar etmeme rağmen adam istifini bile bozmadı. Ha’di Venedikli gondolcuya Cenevizli kaptanın adını vermek hataydı ama insan bir tepki verir, değil mi? Hiç zorlamadım adamı. Venedik kanalları bir müddet mehter marşı ile çınladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder