21 Kasım 2009 Cumartesi

Kasvetli bir güne kurban gittin sen Siena

İtalyaya gideceğimi çevreme söylediğimde epeyce bir kalabalık Siena ‘ya gitmemi önerdi. İçlerinden giden olmasa da bari ben gideyim dedim.

İtalya da Cenova, Ravenna gibi kentler varken Siena ‘ya gitmeli mi bence soru işareti.

Sienalılarda Toscana ‘nın zengin kentlerinden. Ortaçağda Romaya giden yolun ortasında tepelik bir alanda olması şehre bir zenginlik vermiş. Vermişte bir günlük yürüyüş mesafesindeki Floransalılar ve başlarındaki Cosimo Medici nam zat şehri kuşatıp ele geçirene dekte sürmüş bu.

Seinalılarda Toscananın klasik hava atma huyuna sonuna dek sahip bir şehirmiş. Bir ara en büyük duomoyu yapmanın derdine düşmüşler. Bitirebilseler gerçektende rekoru kıracaklarmış ama önce veba sonrasında da Floransalılar Sienalıları kırmış.

Yine berbat, karanlık ve hafifçe atıştıran bir havada Floransadan yola çıktık. Hesapta Siena ‘ya giderken San Gimignano ‘yada uğranacaktı ama kaynadı gitti. Gene Floransa da da olduğu gibi Siena banliyölerine girdik ve bir türlü çıkamadık. Epeyce bir zamanı gereksizce heba ettikten sonra şehrin surlarının giriş kapılarından birine ulaştık.

Şehir tepede. Dolayısıyla savunması nispeten daha rahat.Ama italyan şehir devletlerinin genelde ordularının paralı askerlerden oluşması,bu mesleği icra eden kişilerin para alabilmeleri için yaşıyor olmalasının gerekliliği ve kuşatılan şehirlerde yiyecek ve içecek kadar ödemelerinde kısıtlı bir hale gelmesi savaşma isteklerini asgari hale indirmiş.

Siena da dolaşalım. Siena günümüzde Palio denilen yarışları ile anılmakta. Palio yılda iki kez yapılan bir at yarışı. Şehri oluşturan onyedi mahalleden on tanesinin yarışçıları campo del palio denilen merkezdeki meydanda turluyorlar. Sienalılar yarışları Sienayla yaşıt tutmakta. Yarışın tek kuralı da kuralının olmaması densede kurallar elbette var. Mesela yarış öncesi rakip takımın atı yada jokeyini kaçırabiliyorsunuz, atınıza doping yapabiliyorsunuz ama yarış esnasında rakip takımın atının gemini tutmanız yasak. Ayrıca yarışı kazanmanız için finiş sırasında atınızın üstünde olmanız yada en azından gemini tutuyor olmanız gerekmekte. Ya da prova koşularına katılan at sakatlansa da ölse de o palio için değişiklik yapabilmeniz mümkün olmamakta. Rekabetin yüksek olduğu geçmiş dönemlerde silah kullanımı ve ölümlerde yaşanmış. Günümüzde şehrin oldukça fazla turist toplayan eski bir geleneği olarak görülebilir. Ödülü çok büyük. Kazanan mahallenin bayrağı bir sonraki yarış dönemine dek Palazzo Publico ‘nun kulesinde asılı durabilme hakkı kazanıyor. (Aman ne büyük hedefler) . Ayrıca Sienalıların geleneklerinde de önemli kurallar oluşturmuş. Örneğin iki farklı mahalleden oluşan evlilikte kadın palio döneminde annesinin evine giderse kocası onu oradan alma imkanından yoksun olabiliyor. Bence renkli ve bir o kadarda anlamsız bir etkinlik. Delilerin palyaçomsu kıyafetlerle koşturmaları gözümde canlanıyor. Detaylı bilgi ve istatistikler için bakınız . Topu topu doksan saniye süren bir tantana. http://en.wikipedia.org/wiki/Palio_di_Siena

Neyse bizim girdğimiz kapı Salyangoz mahallesine açılıyordu. Pek bitirim ve meydan okuyan bir isim değil. Ama kimi evlerin süslemelerinde detay olarak salyangoz işlemeleri var. Bu süper isimli mahalleleri sizler için araştırdım . Kartal, tırtıl, yılan, küçük baykuş, canavar, zürafa, kirpi, unikorn, kurt, deniz kabuğu, kaz, dalga, panter, orman (selva selvi de demek ayrıca), kaplumbağa, kule ve koç vadisi.

Salyangozun dar sokaklarında ilerleyelim. Mahalle araları oldukça dar. Fotoğraf çekmek işkence. Hava kapalıyken gökyüzü bembeyaz çıkarken sokağın içi karanlık çıkmakta. Yağmurunda etkisi ile epeyce üşüdük. Evler aslında Pisadakilere, Veronadakilere benzemekte. Bununla beraber evler belkide ışığın yetersizliği nedeni ilede olabilir gözüme daha bir solgun göründü. Sokaklar dar, o nedenle en küçük boşluk bile dua edilebilecek vb bir alan haline getirilmiş.

Biraz daha ilerlediğinizde yavaşça fakülte binalarının olduğu yapılar geçiliyor.Bunlardan yüksek kuleli olan yapı bir zamanlar kilise olarakta kullanılmış. İlk önce panter mahallesine giriliyor. Modern ve uyduruk bir çeşmenin üzerine kara bir panter heykeli yerleştirilmiş.

Ötede ise küçük bir meydanda Romalılarıın efsanevi annesi dişi kurt heykelinin yer aldığı bir sütun var. Siena içinde epeyce efsane türetilmiş. Kimine göre Siena, Romus ve Romulus kardeşlerin kızkardeşinin ismi ve kurduğu kentte burası. Kimine göre ise ikizlerden biri kaçıp bu şehri kurmuş. Hatta ikizleri emziren kurdun adı Siena ‘ymış. Ya da kurt Siena ‘nın olduğu yerden Roma ‘ya gelip ikizleri emzirmiş. Birde Romus un iki oğlu tarafından kurulduğu rivayeti var. Daha da olabilir derinine girmeye üşendim.

Neyse buradan az ötede artık şehrin büyük duomosunun olduğu meydana geliniyor. Siyah beyaz renklerin hakim olduğu duomonun 1313 ‘te eklenen çan kulesine kilisenin içerisinden çıkılabilir. Bunun nedeni Sienanın yüzölçümünün epeyce küçük olmasında yatıyor. Burada da girişte üç kapı var ve ortadaki kapının üzerindeki işlemeler müthiş. Kapıların ana hatları ile tamamlanması yaklaşık 15 yıl kadar sürmüş. Sadece kapılar değil, kapıların kenarındaki iç içe geçmiş sütunlarda gerçekten Pisadaki ve Floransadaki benzerlerinden dah asimetrik ve göze hoş göründü. Facade de (ön yüz) epeyce emek harcandığı görülüyor.

Kilisenin yapımına 1136 ‘da başlanıyor. İtalyanların inanılmaz hızlı çalışmaları ile 1348 ‘e dek inşaat devam ediyor. Bu tarihteki veba salgını şehir nüfusunu yukarıda da değindiğim gibi kırıp yarıya indirince iş gücü kaybı nedeniyle inşaat duraksıyor. Mermer yer döşemesi nedense Eylül ayında insanlara gösterilmekte. İçeride Nicola Pisano tarafından yapılmış harika bir vaiz kürsüsü var. Adam bu konuda uzmanlaşmış olmalı. Ayrıca içerisinde Donatello ve Michaelangelo gibi pek çok sanatçının daha eserleri görülebilir.

Pazar ayini olduğu nedeniyle kiliseye alınmadık. Bizde campo del palio ‘ya gitmek için kilisenin sağından ilerledik. Burada kilisenin kriptası ve opera dell’duomo ‘su görülebilir. Ayrıca kilisenin bitmemiş kısımlarıda ortada durmakta. Aslında bu bitmemiş kısım duomonun nefi. Bir parçası kapatılarak opera dell’duomo olarak kullanılmaya başlanmış. Burada kilisenin içindeki ve facadesindeki heykellerin orjinalleri saklanmakta. Bu yeni rotada dükkanlar, sanat evi haline getirilmiş yapılar görülebilmekte. Saracini denilen birine ait avlulu bir yapıda günümüzde sanat evi olarak kullanılmakta. Avluyu çevreleyen duvarlarda pek çok kabartma vb görülebilir. Özellikle tavan süslemeleri güzel buranın. Kapısıda oldukça kalın ve kapının içinde bir başka kapı daha söz konusu. Düşünsel açıdan zarif.

Artık campo del palio ‘dayız. Küçük bir meydan burası. Yarım çember daha doğrusu istridye kabuğu şeklinde. Eski Roma forumunun olduğu bu yer önceleri Pazar olarak kullanılmış. Sonrasında ise şehri yöneten dokuzlar meclisi tarafından büyük bir şehir merkezi oluşturulmak istendiğinde günümüzdeki halini almış.İnşaat 1327 ‘de başlamış ve 22 sene sonra kırmızı tuğladan oluşan kaldırımların döşenmesi tamamlanmış. Meydan dokuz kısımdan oluşmakta. Bu dokuzlar meclisinin otoritesini simgelemekteymiş. Ama bir rivayet bu şeklin Meryem Ana ‘nın eteğinin kıvrımlarından – ki buda kutsalmış - esin alınarak oluşturulduğunu iddia etmekte.

Meydanın kenar kısmında torre del mangia ve palazzo publico denilen belediye sarayı yer almakta. Palazzo pubblico yapıldığı 1342 yılından (1297 ‘de inşaat başlamış) günümüze belediye binası olarak kullanılmakta. Giriş kısmı ise ise sanat galerisi gibi bir işleve sahip. On iki, sekizgen, tuğla sütunun taşıdığı binanın ortasındaki küçücük alan da boş. Duvarlarda çeşitli armalar yer almakta. İçeride ise Museo Civico denilen kısım var ve burada çeşitli dönemlere ait resim ve freskler sergilenmekteymiş.

Kuleye de buradan çıkılabilmekte. Kule İtalyan standartlarına göre ışık hızına yakın bir hızda inşe edilmiş. 1338- 1348 arasında sadece on yılda 102 metrelik kule tamamlanmış. Rinaldo kardeşler tarafından yapılan kuleye tembelliği ile anılan ilk zangocunun lakabı takılmış. Mangiaguadagni yani karını yiyen lakabı zamanla sadece mangia ‘ya dönüşmüş. Fakat yağışlı havalarda çıkış izni verilmemekte. Bizde acaba çıkabilir miyiz sorularımızın yanıtını ararken sırada bekleyen İngilizlere neden beklediklerini sorduğumda belki çıkarız diye cevapladılar. İtalyan görevlilerde onlara bakıp gülüp duruyorlardı. Fazla kalmadık.

Tekrar meydana dönelim. Meydanın ortasında güzel bir çeşme var. Çeşmenin adı Gaia çeşmesi. Önüne demirden parmaklık yapılmış. Palioda yarışan atlar su içerken ayaklarıyla çeşmeye zarar verdiğinden bu şekilde bir önlem alınmış. Zaten çeşmenin tüm heykelleri imitasyon ama neyse. Ama çeşme öyle böyle değil mükemmel bir mekan. Jacobo della Qquercia tarafından yapılmış rölyeflerde Adem ve Havva, Meryem Ana gibi dinsel ögeler canlandırılmış. Çeşmenin her iki başında da iki kurt başından sular fışkırmakta. Çeşmenin suyuda şehrin dışından beşyüz senelik su kemerlerinden gelmekte imiş.

Meydanın etrafıda görülmeye değer. Güzel kafeteryalar, dükkanlar türlü görsel güzelliğin saçıldığı bir çeşme adeta. Burada serbest zaman verildi. Etrafta güzel mekanlar var. Fiyatlar pekte uçuk değil ama euro TL karşısında uçuşa geçtiğinden durum pekte iç açıcı değildi. Eski görünümlü ama içi oldukça geniş bir mekana girdik. Mekanın en dibindeki geniş masaya on kişi oturduk. Altımızda ızgara gibi aşağıdaki ne idüğü belirsiz yere ya paramız,telefonumuz, anahtarımız düzerse ne yaparız korkusuyla bakıp lokmalarımızı yuttuk. Yemekte et 100 gram hesabı ile satılmakta ve yaklaşık 1200 gram et iki kişiye yeter şeklinde hesap edilmekte. Buna dikkat etmek lazım. Çünkü garsonlarada laf anlatabilmek epeyce güç. En iyisi ucuza spagetti yada pizza yemek.

Bu arada yeni evli çiftlerin meydanın etrafında bir tur dönmesi gibi bir inanışta Sienalılarda mevcut. Ayrıca yok ben Palio seyredeceğim derseniz ya etraftaki binaların balkonlarını kiralar 300-500 euro arası bir kira ödersiniz yada öğle saatlerinde meydana geilr saatin 19:30 olup yarışın başlamasını beklersiniz. Yarışların birinin Temmuz diğerinin ise Aağustos ayında yapıldığını da hatırlatayım.

Yemekten çıktık. Karnımız tok, sırtımız pek ve vaktimizde var. Daha önceden de dediğim gibi şehirde gezilebilecek pekte spesifik nokta yok. O nedenle on kişilik kalabalık, kendimizi sokaklara attık. Bu sokaklardan birinde papanın bir dönemler şehirde konakladığı binayı gördük. Üzerinde 2. Piu yazan ve Roma tip isütunların taşıdığı bir locası var (logge del papa). 1462 yapımı.

Buradan sağa sapıp ilerleyip ikinci sağa sapıldığında ibrani müzesine girilmekte. Zili çaldık ama sonrasında paralı olduğunu görünce de girmedik. Ama epeyce bir kalabalık önünde durduğumuz için

Yola devam ediyoruz. Dar sokaklardan ilerlerken sütunlarının üzerinde zarif heykellerin olduğu başka bir binayı aşıp ardında kırmızı tuğladan yapılmış bir kiliseye sırtını vermiş küçük bir meydana varıyoruz. Siena kırmızısı dedikleri renk bu sanırım.

Daha da ötede başka bir kilisenin önünde kurulmuş olan iğreti çadırda çikolata vb satılmakta. Bu yapı gezi rotamda olan Salimbeni Meydanındaki kilise.

Sokaklar birbirine benziyor. Bilinmezliklerinin gizemide işin cabası. Hep bir sonrakinden meydana dönelim şeklinde bir yaklaşımla kalabalık olarak turluyoruz. Meydan yuvarlak, etrafında daireler çizersek nasıl olsa meydana ineriz diye düşünüyorum ve arada sırada kalabalık turist gruplarına yolu soruyorum. Sokaklar ağırlıklı olarak İspanyollarla dolu. Bir gece önceki milli maç için konuşuyoruz. Adamların o kadar önemsediği bile yok maçları.

Çemberler çizerken yokuş aşağı büyük bir villa benzeri yapı ile karşılaştık. Villa dediysem modern anlamda anlamayın, Roma tarzı bir yapı olarak villayı kastettim. Şehrin azizesi Catherine için 1941 ‘de yapılmış ,portikolu bir yapı. Portikoların her biri ayrı birer şapel olarak kullanılmakta imiş.

Merdivenlerden aşağı inerseniz kiliseye geliyorsunuz. Çat pat latincem ile okuyabildiğime göre bu Catherine stigmata olmuş. Hatta Avignondaki papanın rüyasına girip Roma ‘ya dönmes içinde ikna etmiş. Kilisesi küçük ama görülebilir. Terasından güzel bir manzara da izlenmeye değer.

Sonuçta Siena görülse iyi olur ama görülmese de pek bir kayıp olmaz dedirtecek şehirlerden. İyi bir hava söz konusu ise Pisa yada en azından San Gimignano ile beraber gezilmesi fevkalade optimal olacak bir şehir.

Hava iyiyse mutlaka Torre di Mangia ‘ya yada duomonun çan kulesine çıkılmalı. Şehir zaten tepede olduğu için bu kulelerden muhteşem bir Toscana manzarası seyredilebilir. Onun dışında yürürken bile şehrin ne denli karmaşık bir yapılaşmaya sahip olduğunu farkedebiliyorsunuz.

Birde şehrin dışında Palitanum Turcarum yada Palazzio del Turchi denilen tek kuleli bir yapı kalıntısı mevcut. İsminin nedeni bilinmediği gibi birde Şeytan ‘ın Sarayı adıda verilmiş. Rivayetlere göre kalıntıların orada kimi zamanlar birilerinin karanlık ayinler yaptığı söylenmekte. Diğeri ise Sienalılar ile Floransalıların savaşında mucizevi bir sonucun ancak şeytani bir destekle mümkün olacağına bağlanmış. Ortaçağın tüm kötülükleri gibi bunlarda bizle ucundan ilişkilendirilmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder