8 Kasım 2009 Pazar

Tarihin ve yolların kavşağı Hama

Hama garajından merkeze gitmek için taksiler ideal. Gideceğiniz oteller aynı cadde üzerinde. Backpacker olarak geldiyseniz fazla seçeneğinizde yok gibi. Kahire ve Riyad otelleri yanyana. Naura ise yolun karşısında. Taksi ile 50 SP ödedikten sonra Kahire (Cairo ) oteline geldik. ( 1000 SP 2 gece/adambaşı) Hesaplı ama akılları sıra kazık atmak için fırsat kolladıkları için yanındaki oteli tavsiye ederim.

Neyse eşyaları bırakır bırakmaz sokağa çıktık. Açız ve hedefimiz oldukça adı geçen Ali Baba restoran. Latin harfleri ile yazılı birşey olmadığı için defalarca önünden geçmemize rağmen bulamadık. Güzel bir restoran beklerken karşımıza alalade bir esnaf lokantası çıktı. İçeri girip felafel yiyip ayran içtik. Ayran Yunanistandaki gibi tatsız,tutsuz sadece yoğurtlu su. (75 SP /adambaşı)

Önerilen bir başka mekanda Al Baroudi. Yolun karşısında bir ara sokakta.

Çıktık. Hama “naura”ların kenti. Naura ilkin Roma döneminde yapılan sonrasında Türkler tarafından da kullanılan dev su çarkları. İnanılmaz berbatlıkta bir ses çıkaran, şiyaha yakın koyulukta yeşil yosunlarla kaplı çark dönerken sanki onlarca buzağı aynı anda boğazlanıyormuş gibi ses çıkarıyor. Çarkların yakınlarındaki binalarda oturuyor olmak sabır gerektiren bir durum. Şehirde şu an onyedi naura olduğu yazmakta.

Ecnebilerin Orontes bizim Asi dediğimiz nehir boyunca on, oniki tane daha naura var. Kimisi çalışıyor, kimisi ise durmuş. Yanında durduğumuz dönen çarkın çaprazındaki naura çalışmamakta mesela. Sadece bu iki nauradan su kemerlerine bağlantı var.

Asi nehrinin sağ kıyısında güzel bir park yapılmış.İçerisinde lahitler ve sütun başlıkları sergileniyor. Park boyunca ilerlerken bir nauranın daha yanından geçiyoruz. Yola devam ederseniz iyi restore edilmiş bir köprüden geçerek gezinizi sürdürebilirsiniz. Soldan,tünele benzer bir koridordan geçerek bir naurayı yakından görme hatta cesaret ederseniz üzerine tırmanma fırsatı da yakalayabilirsiniz. Nehir boyunca balık tutanlarda var ama biraz bakınmamıza rağmen birşey yakalayanına denk gelmedik.

Köprüden dümdüz ilerleyerek kaleye ulaşabilirsiniz. Kalenin günümüze sadece adı gelebilmiş. Bunu peşinen söylemekte fayda var. Ama yukarıdan nehri ve bir iki naurayı,yeni şehir kısmını seyretme imkanı var.

Kalenin ortasında kazı yapılan ve etrafı lahitlerle sarılı bir çukur var. Çukurda bizim Harrandaki konik çatılı evlere benzer,çatısı kısmen çökmüş, kerpiç bir yapı yer almakta. Aşağıya inip çatısına tırmanıp içine baktıysamda çöplük olarak kullanıldığını görebildim sadece.

Kaleden inipte yolunuza devam ederseniz önce fakir bir mahalleyi geçerek Hristiyan mahallesine ulaşabilirsiniz.

Hama fakir bir kent. Halep gibi bir tarihi var. Halep ‘i kana bulayan ve kalkındıran tüm eller aynışekilde bu şehrede dokunmuş. Fakat şehrin sokaklarında gezerken müslümanların Halep ve Şamdaki dindaşlarına nazaran biraz daha tutucu gibi göründüklerini hissedebiliyorsunuz. Daha bir köylümsü havaları var.

Bu şehir bir dönemler Müslüman kardeşler adıyla bilinen dinci örgüte de ev sahipliği yapmış. Suriyeyi bilirsiniz, yönetim olarak bir dönemler terörist yetiştirme gibi bir hobileri vardı. Nasıl su meselesini bahane edip bize karşı Kürtleri eğitip PKK’yı desteklerken benzeri bir örgütlenmeyi de Lübnan ve Filistindeki İran destekli Şii güçlere karşı Hama merkezli olarak bu örgütü kullanarak yaptı. Tabii zamanla bu güç kontrolden çıkıp Suriye yönetimine karşı çıkmaya ve bombalı eylemlere girişmeye başlayınca yönetim şehre saldırmaya karar verir. Suriye ordusu ayrım gözetmeksizin şehre saldırır. 30 binden fazla insan öldürülür. Bunun önemli bir kısmı elbetteki sivillerden oluşur. Buna karşın 1000 kadarda Suriye ordusundan ölen olmuştur. Şehrin pek çok tarihi yapısı da bu esnada yitirilir.

Neyse günümüze dönelim. Güzelce bir kilise var. Yan tarafında tahtaperde ile çevrilmiş, yaklaşık bir apartman temeli alacak büyüklükteki alan ise tarihi bir mekana ev sahipliği yapmakta.

Bu mahallede oynayan çocuklar daha bir rahat, daha bir gürültücü. Kadınlar balkonlarda daha bir güvenle hareket etmekte. Biraz ötede ise Hama ‘nın ulu camii var. Burasıda Roma belkide daha öncesinin mirasını islami bir ibadethane olarak devralmış. Sütun başlıkları, sağda solda uzanan sütunlar,Şamdaki Emevi Camiindeki hazine odasının daha eski ve daha da fazlaca yıpranmış bir örneği burada görülebilir. 1980 yılındaki bombardımanda yıkıldıysa da tekrar inşa edilmiş. İki minaresinde birbirinden farklı ve ilginç.

Camide dolanırken Ahmet isimli tahminen Boşnak yada Makedon birisi ile Türkçe sohbet etme imkanı yakaladık. Bir parça üzerinde uğraşılsa Türkçe büyük bir coğrafyada rahatlıkla kullanılabilir tekrar.

Ulu camiden çıkıp biraz daha ilerledik. Ama ilgimizi çekecek birşey göremeyince (varsa da bilemiyoruz) kaleye dek geldiğimiz yoldan geri döndük.

İftara yaklaşılınca koşuşturmaca da başlıyor. Fırınlar pidelerini çıkartıp sergiliyorlar. Ama bu pideleri yola dizmeleri beni bile zıvanadan çıkarttı. Üstü açık satılmasına Uğur gibi tepki vermiyorum. Bu durum bizde de ne yazık ki pek farklı değil. Ama nimeti yere koyma konusunda küfür etmeksizin birşey diyebilmem pek mümkün değil.

Otelde dinlendikten sonra, iftarın ardından tekrar yola koyulduk. Burada da suk denilen çarşılarda bulunmakta. Hatta Rüstem Paşa buradada bir çarşı yaptırmış.

Akşamda olsa sokaklar canlı. Kadınlar çarşıda, erkekler ise meydanlarda dolanmakta. Dediğim gibi rahatsız olacak tek bir an bile yaşanmamakta. Yolda yürürken bir kadınla karşı karşıya kalırsanız mutlaka size yol veriyor, erkeklerse izin alıyor yada teşekkür ediyor. Belki bana denk gelmiştir ama Hamadaki insan gözlemlerim bu şekilde. Dar sokaklar,ana baba günü gibi kalabalıkta bazı durumları da hoş görmek büyüklüğün şanından. J

Geceleyin nauralar aydınlatılmış. Dönüşte marketten çilekli süt, fırından ise pide aldık. Çilekli süt korkutsa da tadı damağımda kaldı. Pide ise doyurucuydu. Aama bu memlekette hamurlulara hindistancevizi katna hastalığı var. Bizim (belkide sadece benim) zevkimize göre hindistancevizi biraz ağır kaçıyor.

Komşu otele uğrayıp adaşımla görüşüp yarın için anlaştık. O otelinde sahibi kaleler için tur satmaya çalışıyor ama fiyatlar biraz yüksekçe.

Gün – 4

Sabah erkenden uyandık. Erken dediysem 7:20 gibi. Sekiz olmadan çıktık. Bora ile tam 8 ‘de buluşmak üzere sözleşmiştik.Tahmin ettiğim gibi öncesinden oradaydı. Sorduğumda henüz indiğini söylediysede bunun kalıtsal kibarlıklarından kaynaklandığına eminim.Allahtan erken inmişiz.

Kaldığımız Riad Hotelden Hama otobüs garajına değin yürüdük. Bora alem kız. 50 SP (yaklaşık 1 USD ) ödeyip taksi ile gideceğimiz yere yürüdük.

İlk hedef şövalyelerin kalesi Crac des Chevaliers. Güncel adı ile Qalaat Hosn yani Hasan Kale de diyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder