22 Kasım 2009 Pazar

Vatikan

Otel şehrin banliyölerinde. Güzel, hoş bir otel ama şehre uzak. Önce otobüs ardından metro ile merkeze ulaşma imkanı var. Kuşların öttüğü, ağaçlık, sakin bir yer burası. Romayı bir bilezik gibi sarmalayan otobanın biraz dışındayız.

Sabah zayıf bir kahvaltının ardından yola koyulduk. Eğer üç yıldızlı bir otelde kalıyorsanız kahvaltıdan fazla bir şey beklememeniz gerekiyor. Allahtan hava güzel. Ne üşütecek kadar serin nede yakacak kadar sıcak. Tam gezme havası.

Şehre otobüsle giriş yaptık. Önce Vatikan ‘ı gezeceğiz. Bizimde rotamızın B planı olduğu için pekte itiraz etmiyoruz ama fırsat bulur bulmaz turdan kaçıp kendi başımıza gezinmek planımız. Şehrin dışı bile pastel tonlarda sarılar, kahverengleri ile boyalı üç dört katlı art neuveau binalar ile kaplı. Eskiden şehrin tren garı olan ama günümüzde tiyatro olarak kullanılan bina da güzel. Termini ile taban tabana zıt. Biri güzel ama kullanışsız diğeri hantal ama ecnebilerin robust dediği türden.

Yollarda ana caddelerde bizim metrobüse benzer bir uygulama var. Yolun ortasındaki iki şerit otobüs ve yolcusu olan taksilere ayrılmış, eğer taksinin yolcusu yoksa diğer şeritlerden gitmekte. Zaten İtalyada öyle elinizi kaldırıp taksi durdurmak gibi bir lüksünüzde yok. Ya bir taksi durağına gideceksiniz yada telefonla taksi çağıracaksınız. Hatta taksilerin şehir içi ve otoban için bile ayrı tarifeleri mevcut. Otobüsler güzel ama yolculuk şartları İstanbuldan pekte farklı değil. Ana baba günü gibi dolu otobüslerin tek farkı içindeki yolcuların daha bir bakımlı olması sadece.

Yolların kenarları pek çok caddede portakal yada turunç ağaçları ile kaplı.Hangisi anlayamadım ama ağaçlarda durduğu, yenmediğine göre turunç olabilir. Turuncu meyveler yemyeşil ağaçlarda çok güzel bir manzara oluşturuyor. Binaların balkonları da, kendileri de kendini seyrettiren türden bakımlı yapılar. Uzay üssü gibi çıkan antenler vb söz konusu değil.

Uzunca bir süre Roma ‘yı sarmalayan şehir surlarını solumuza alarak seyrettik. Duvarlar oldukça bakımlı ama tek sıra olarak dikili durmakta. Kimi yerlerde dış yüzeyin aşağıdan yukarıya eğimli olması ve payandaların dış trafı destekliyor olması ilginç bir durum. Ya bu görünenler iç surlar yada burada da görünüşte güzel ama gerçeklikten uzak bir restorasyon söz konusu. Bu yolun dış tarafıda Romanın eğlence sektörünün seyyar çalışanlarının hizmet verdiği kısmı imiş J

Yolumuzdan ilerlerken sağ tarafta , tepesinde bir kartal olan büyücek bir kapı gördük. Borghese behçelerine giriş bu kapıdan. Vakit yok ki gezmeye.

Buradan sonra az daha giderek Tiber nehrine ulaşılıyor. Günümüzde İtalyanlar bu nehre Tevere diye dursunlar ben hala pagan dönem romalıları gibi Tiber demeyi tercih ediyorum. Tiber tekne turu yapılabilecek bir nehir değil. Sakince akan (ama Tuna ‘dan hızlı) ama etrafında yürüyüş yolları olan ve yüksek bir set ile sınırlandırılmış bir nehir. Tekne ile gezilse de birşey görme imkanı olmaz.

Neyse Floransa ve Siena ‘da yaşadığımız şanssızlıklar burada da peşimiz bırakmadı. Vatikan ‘ı defalarca turlayarak hedefimize ulaşmaya çalıştık. İki üç kere nehri geçmek zorunda kaldık ve nihayetinde otobüsü park edecek bir yer bulup otoparktan metro alt geçidi gibi bir yerden Vatika n önlerine çıktık. Bu arada SanAngelo kalesi, eski köprü gibi pek çok tarihi yapıyı , donanma komutanlığı gibi pek çok büyük ve heybetli binayı vb de gördüysekte San Pietro bazilikasının kubbesi hepsinin üzerinde kendini gösteriyordu.

Vatikan. Şehir içinde şehir, ülke içinde ülke. Tarihinin başından beri İstanbula, İslama, Türklüğe ve Türkiyeye karşı savaşan, zenginliğini ve kudretini savaştığı bu güce karşı yaptığı propoganda ile insanlardan elde eden büyük kuruluş işte burası. Zamanında Kurdoğlu Muslihiddin Reis ‘in basmayı düşünüpte sadece yanındaki yoldaşlarının canlarını göze alıpta vazgeçtiği kent. Artık içindeyim.

Her bir ayrıntı ince ince düşünülmüş. Melekler ve Şeytanlar değişik amaçlarında saklı olduğunu söylese de daha ilginç işaretler Aya Sofyada da var. Neyse madem Vatikandayız Vatikandan bahsedelim. Sonuçta ayrı bir ülkedeyiz. Ayrı bayrağı,ayrı yasaları,kendi posta idaresi ve bankası olan ,euro kullansada bastığı eurolarda papanın resminin olduğu bir yerdeyiz. Buranın kalbi San Pietro meydanı. Bazilikadan bir çift kolmuşcasına uzanan iki sütunlu yay şeklinde tam ortasında bir dikilitaş olan meydanı sarmakta. Bu kilisenin müminlerini bir ana gibi sardığını göstermekte. Burada mimari hilelerde düşünülmüş. Mesela kolonlar aşağıdan yukarıya doğru büyümekte. Böylelikle aşağıdan bakıldığında kolonlarn kalınlığı her yerde aynı görülmekte. Perspektif bir hile ile altedilmiş. Aynısı kiliseye doğru uzanan yolda da kendini göstermekte. Yol boyunca, köprüye dek uzanan sütunlar belirli bir açıyla tam düz olmayacak bir şekilde sıralanmış. Bu da kiliseden bakıldığında kolonların ip gibi bir sırada durmasına olanak vermekte. Bu hile yapılmasa kolonlar git gide küçülecek ve birbirine yaklaşmış gibi görünecek. Meydanın inşası Bernini tarafından 1656 – 1667 yılları arasında yapılmış.

Aslında Vatikan tepesi Roma yangınından sonra Neron tarafından eğlence ve katliamların yapıldığı sirkin kurulduğu yer. İtalyanların Pietro olarak andığı Petrus burada çarmığa gerildi ve yakınlarda bir yere gömüldü. Constantinus devletin dinini Hristiyanlık olarak ilan edince bazilikal planlı bir kilise inşa ettirdi. Rönesans ve sonrasında kiliseye eklemeler hemen hemen her zaman yapıldı.

Kiliseye dönelim. Büyükçe kutu biçiminde krem rengi bir bina düşünün.Binanın ön yüzünde kalın sütunlar yerleştirilmiş olsun ama. Üstünede pek çok küçük heykel yerleştirilmiş, beyaz iki köşesinde iki saat ekli kaçak kat görünümlü bir başkasını yerleştirin. (Saatlerin ikiside aynı saati göstermemekte.) Ön yüzeyde Kutunun ortasına da zorlama şeklinde yüksekçe bir kubbe birazda zorlamaymışcasına yerleştirilmiş olsun. İşte hayallerinizde bir San Pietro bazilikası inşa ettiniz. Biraz daha yardımcı olayım, Yıldızdaki Hamidiye Camiinin epeyce büyük bir modeli. Balyanlar epeyce bir etkilenmiş bu yapıdan.

İçeri girmek için sıraya giriliyor. Sıra erken saatlerde olmamıza rağmen oldukça uzun ama hızlı ilerlediği için pek umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Sadece çakı, su şişesi gibi nesnelerle girmeniz yasaklı. Öyleki kısa etek, kadınların başının açık girmesi gibi yasaklarında uygulandığını görmedim. Epeyce dekolteli, kısa etekli hatunlarda görüş açıma sıklıkla girdi. Belki kilisenin başka başka yerlerinde yasaklar olabilir ama bazilikada bile kadınlar başı açık, kısa etekli dolaşabiliyorlardı. Macaristanda olsaydı epeyce kavga çıkardı. Yaşasın turizm yaşasın paranın gücü.

Bazilikanın içine girdik. Daha girişte rivayete göre tavan işlemeleri saf altından yapılmış bir narteks karşılıyor bizleri. İç nartekste dış narteksten pekte farklı değil aslında. Yapının her bir noktası işlemeler, rölyefler, heykeller ile bezeli. Aydınlatma sistemi de gayet güzel bir şekilde orjinal yapı içinde sırıtmaksızın yerleştirilmiş.

Apsise girildikten sonra sağ taraftan ilerledik. Sağda camekan ın arkasında sergilenen Meryem Ana ‘nın İsa ‘yı kucağında tuttuğu zarif bir heykel var.Pieta heykeli Michaelangelo ‘nun gençlik yapıtlarındandır. İlerisinde balmumu kaplanmış bir papa cesedi görülebilir. Arada sırada zeminde işlemeli logar kapağını andıran kapaklar göreceksiniz. Bunlar zeminin altında yer alan papa mezarlarının yani kriptanın havalandırması. Kilisenin ortasındaki bir alanda da hristiyanlık alemi için önemli olan kiliseler sıralanmış. 2 numarada Aya Sofya var. Zaten Aya Sofya kilise olsun kampanyalarında İtalyanların bayraktar olduğunu biliyoruz.

Ana nefe doğru ilerlerken devasa altarı geçiyorsunuz. Bernini tarafından Pantheon ‘un kapısındaki bronzların kullanılarak yapıldığı bu eser Baldacchino olarak bilinmekte. Heybetli ama muhteşem güzellikle bir eser. Burada Paulus me Petrus mu hangisi olduğundan emin olamadığım bir heykelin ayağını sıvazlarsanız hacı oluyorsunuz. Kilisenin içi ana baba günü birde bunun için sıraya giren kalabalıkları görünce iyice şaşkınlığa kapılıyorsunuz. Kilisenin en uç noktasında sarı- turuncu bir renkte görünen cam aslında cam değil. Mermer o denli inceltilmişki cam gibi ışığı geçirir hale getirmiş. Özellikle gün doğumunda renginin çok güzel olduğu anlatılmakta. Ama kilisenin devasa kubbesi bende pekte büyük bir beğeni uyandırmadı. Bizim kubbeler gibi yayvan deil burada kubbeler.

Solda şapel gibi neflerden birinde ki İtalyanlar nefleride şapel olarak kullanıyor duvarda ölümü, gerçeği, adaleti ve yardımseverliği simgeleyen bir kapı var. Mükemmel bir yapı. Bu da Bernininin.1678 ‘de tamamlamış ve ustanın kilisedeki son yapıtı. Üstündeki heykel ler arasında papa Chigi de var. 7. Alexander Anıtı olarakta biliniyor. Her bir mermeri ayrı bir ülkeden gelmiş. Makedonya ,Verona , İspanya ve pek çok yer. İstanbuldan gelen tek mermer ise hemen arkadaki duvarın altındaki mermer.

Girişe göre sol tarafta Vatikan hazinelerine gidebileceğiniz bir bölüm var. Burası ayrıca ücretli. Aydınlatması güzel olmuş.

Kiliseden çıkınca Vatikan postanesine gidip birşeyler yapalım dedik. Eşim kendine kart gönderecek bense eski filatelist günlerimin hatrına pul alacağım ama nerede..... Kart atmak için çok sıra var ama pul alacak çok param yok J Gerçekten çok pahalıydı pullar.

Vatikan ‘ın enterasanlıkları arasında ordusunu oluşturan İsviçreli muhafızlar var. Bu adamlar profesyonel askerler. Çoğunluğu İsviçre ordusunda subay konumunda. Eli ayağı düzgün olmak ve katolik olmak, hiç evlenmemek gibi şartlar var. Michaelangelo ‘nun dizaynı palyoça kıyafetlerine rağmen bu adamlar aslında birinci sınıf katiller. Ama kıyafetleri neşeli mi neşeli .

Vaktimiz olursa döner kubbesine çıkarız, Sistine şapelini gezeriz dedik. Ama başka bahara kaldı vuslat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder