11 Aralık 2009 Cuma

Floransa

Ayrıca arayın girişine yakın Davud heykelinin replikası görülebilir.

Uffizi ‘ye yöneliyoruz. Uffizi ofisler demek. Cosimo ‘nun çalışmalarını yapabilmesi için kullandığı bu mekanın da tasarımı Vasari ‘ye ait. Buontalenti ve Parigi de çeşitli eklemeler yapmış. İçerisinde pek çok meşhur eser sergilenir. Boticelli ‘nin Venüs ‘ün Doğuşu da bunlardan biridir.

Ponte Vecchio ‘ya doğru giderken Uffizi ‘nin revaklı koridorlarının altından geçmeniz gerekiyor. Burada çeşitli kılıklara girmiş çok sayıda sokak tiplemesi görülmeye değer. Ama revakların altında, duvarlardaki nişlerde Medicilere ait çok sayıda heykel görülebilir.

Ponte Vecchio yani namı diğer eski köprü. Kendi gibi dünyadaki üzerinde dükkanlar olan dört köprüden en meşhuru. Bizde bunun ufak bir versiyonu olan Irgandı Köprüsü var. Köprü ilkin 972 ‘de ahşaptan yapılır ama 1117 ‘de seller götürür. Ardından taş destekli yapılan köprüde 1333 ‘de yangına kurban gider. 1345 ‘te bu son hali inşa edilir ve 1565 ‘te Vasari koridoru ekler. Yapıldığında kasaplar, dericiler ve aşk tacirlerinin yer aldığı dükkanlar 1.Ferdinando zamanında boşaltılıp kuyumcular vb yerleştirilmiş. Santa Trinita köprüsüne bakan taraftaki boşlukta Cellini diye birinin büstü var. Bunun ilginçliği ise üzerindeki kilitler. Bir kilit asıyorsunuz ve bir daha geldiğinizde bulup açıyorsunuz.

Buradan duomoya gitmek için gene sokaklara dalıyoruz. Piazza della Repubblica meydanından geçiyoruz.Burada zafer takı gibi kemerli devasa bir yapı iki benzer binayı birbirinebağlıyor. Başkaca bir numarası yok.

Artık duomo ile yüz yüzeyiz. Önce tam önünde yer alan Vaftizhaneyi anlatalım. Dante gibi önemli kişilerinde vaftiz edildiği yapının tarihçesi 4. yy ’a dek uzanmakta.Yapının kapıları meşhur. 1401 ‘de şehrin vebadan kurtuluşunu kutlamak için bir yarışma açılır. Yarışmaya büyük sanatçılar katılır ve yarışı Ghiberti kazanır. Kuzey kapılarını 21 yılda tamamlar. Bunun üzerine günümüzde Cennet Kapıları da denilen doğu kapılarını yapmaya başlar ve bunu otuz senede tamamlar. Kapı on rölyef panoyu içermekte. Panoların hepsi incildeki temaları betimlemekte. Kaynaklarda bronz olarak geçen ama benim altın sandığım kapıların orjinalleri duomonun müzesinde sergilenmekte.

Duomodan behsedelim. Asıl ismi Santa Maria del Fiore yani çiçeklerin aziz meryemi. Ön yüz sayısız heykeli barındırmakta. Ana giriş kapısının da bir başyapıt olduğunu söylemenin pek gereği yok. Yapının inşaatı 1296 ‘da Cambio tarafında nbaşlanmış ve yaklaşık 150 yıl kadar sürmüş. Dev kubbeyi Brunelleschi 1463 ‘te tamamlamış. Doksan metre yüksekliğinde, 37,000 ton ağırlığında ve 4 milyon kiremitten oluşan bu kubbe için kimi kaynaklar kubbenin 16 yy.da çöktüğünü , 19 .yy da ise aslına sadık kalınarak tekrar yapıldığını yazmakta. Ama arada geçen zaman zarfında kubbenin durumu hakkında bir bilgi yok. Kubbenin içindeki Son Yargı frekleri Vasari tarafından başlandıysa da bitirmesi çırağı Zuccari ‘ye kalmış.

Kilisenin yanında Giatto tarafından yapılan çan kulesi yer alır. 1334 ‘te başlanan kulenin inşaası 1359’da mimarın ölümünden yirmiiki yıl sonra tamamlanabilmiş. Kule renkli mermerle (pembe, beyaz ve yeşil ağırlıklı ) kaplı.

Buradan Dante ‘nin evine ve sıklıkla gittiği küçük kiliseyi görmek için ara sokaklara tekrar giriyoruz. Labirenti andıran bu ara sokaklarda 7-8 kişilik küçük otobüsler işlemekte.

Tekrar duomo meydanındayız. Yemek yemek için bir yerler arıyoruz. Fiorentina adıyla anılan kanlı biftek ve tagliata adında bir et yemeği var. Tagliatayı denedik. Yok böyle birşey. Hıncal Uluç ‘un sayfalarca yazı yazacağı, Evliya Çelebi ‘nin uğruna menkıbeler düzebileceği mükemmel bir lezzet ama biraz pahalıca. Ama değer mi . Kesinlikle. İyice pişmiş iki kalın biftek parçası roka gibi yeşilliklerin eşliğinde takdim ediliyor. Fakat et kalın olmasına rağmen o denli iyi pişmiş ki ağızda hemen dağılıyor. Kesinlikle denenmeli.

Floransa ilginçlikler, gizemler ile dolu. İstanbul ve Roma gibi umulmadık yerlerde umulmadık sürprizlere gebe. Bunlardan birisi de San Lorenzo kilisesi.

Kilisenin facade bölümü tam bir hayalkırıklığı. Öyleki kiliseye bakınca eskiliği yüzünden okunmakta. Giriş paralı ve belirli saatlerde mümkün. Biz bu belirli saatlerin kapsamının dışında kaldığımızdan giremedik, o ön yüzün yarattığı hayalkırıklığı nedeniylede sonra döneriz bile demedik. Ama aslında bu kilise oldukça önemli bir yapı. Başta 1.Cosimo olmak üzere Medici familyasının mezarları bu yapıda saklı. İçerisinde Brunelleschi, Michaelangelo gibi ustaların yaptığı ,elinin değdiği pek çok yapıt ublunmakta ve duomonun çan kulesinden bakıldığında epeyce büyük bir yer kapladığı görülüyor. Buna karşın ön cephede özellikle demir parmaklıkların ardında kalan ahşap kapı güzel ama çokta zarif bir görünümü yok.

Buradan geçerken yine vaftizhaneye uğradık. İçine girmedik. Sadece kapısından içeri girdik, turnikenin önünden deklanşöre basarak fotoğraf çektik. İçerisi dışarıdan bakıldığından daha da büyük görünüyor. Tüm ikinci kat duvarları ve özellikle tavan sarı ağırlıklı zeminin üzerine yapılmış dini resimler ile kaplı. Tavan kubbe değil. Keskin hatlı üçgenler bir tepe noktada birleşmekte. Sütun başlıkları altın havası vermesi için sarıya boyanmış. Ana duvarlar ise mermer.Pisano ‘nun adı burada da anılıyor.

Şimdi şehrin duomo ‘sundayız. Bu kez içini gezeceğiz. Dış cephesi harika. Oturup saatlerce bakılacak tarzda bir görünümü var. Bununla beraber içerisi dış süslemesine oranla çok sade. Girişte tam arkanızda bir astronomik saat var. Rehberin biri kalabalık bir İngiliz gruba anlatım yaparken aralarına karıştım. Tıpkı akvaryumdaki küçük balıkların kendilerine etobur bir balığın saldırısı sonucunda kitle halinde kaçışması gibi benden uzaklaştılar. Başımı derde sokmayayım diyerek rehberi dinleme fırsatını kaçırmış oldum.

İç kısım dediğim gibi epeyce sade. Renkli camlar içerisinde bir iki tane hoşuma giden örnek oldu. Onun dışında ilginç mekanlardan biri ana girişin sağından aşağıya inen merdivenler. Buradan inerek kilisenin ilk yapıldığı dönemden günümüze ulaşan kalıntılar görülebilmekte. Kilise ilkin 4. yy da Germenlere karşı kazanılan savaşın şükranı amacıyla inşa edilmiş. Bu kısımda paralı. Çok sayıda lahit kapağı vb var. Duvarlarda bizim Kalenderhane camiinin altındaki bölmedeki tarzda freskolar da görülebilmekte.

Kilisenin en meşhur yeri kubbesi. Buna çıkabilmek için ise hiç ilerlemeyen bir sırada beklemeniz gerekmekte. Floransa bekleyişler kenti. Bir müddet bekledim, insanlara ne zamandan ber beklediklerini ve ne kadar ilerlediklerini sordum. Onbeş metrenin bir saati aşkın zamanda geçildiğini öğrenince de sonra geliriz diyerek Floransanın ara sokaklarını gezelim diye ekibi ikna etmeye koyuldum.

Dev kubbeyi mümkün olduğunca gözden kaçırmamaya özen göstererek önce annunziata meydanına ulaştık. Burada bizleri 1. Ferdinand heykeli karşıladı. Heykel Sn.Stephan örgütü şövalyelerinin Trablusgarb kıyılarına yaptığı bir seferde bizim korsanlardan ele geçirdiği bronz toplardan yapılmış. Önündeki levhada ayrıca heykeltraşının bu heykeli 80 ‘li yaşlarını geçtikten sonra yaptığıda yazmakta. Meydanda, heykelin gerisinde kenarlara yakın iki küçük havuz ve revaklı duvarları olan binalar görülebilir.

Biz meydanda bakınırken ilerilerde iyi giyimli erkekler ve bir o kadarda bakımlı kadınların oluşturduğu kalabalığa kapıldı gözlerimiz. Kalabalıktan uzak durup öteki kapıdan içeri giriş yaptık. Şansımıza Annunziata kilisesinin ölüler manastırı denilen kısmına girdik. İstanbuldaki San Pietro ve Paolo kilisesi gibi bir yer. Yalnız ortasında bir kuyu olan avlunun duvarları olsun, yürüdüğünüz yollar olsun hepsinde mezar kapakları vb var. Pandantiflerin arasındaki yarıküreler ise gene dini motiflerin işlendiği resimlerle kaplanmış. Burada bize musallat olan bir sarhoşu ekarte ederek kilise bölümüne girdik. Burası da karanlık, kasvetli bir yapı. Yüksek duvarlarında pencere araları gene resimlerle bezenmiş. Tam fotoğraf çekerken kilise görevlisi içeri geldi ve hayvan kovalarcasına bizi dışarı çıkartmaya çalıştı. Uzatmadık, çıktık. Özcan görevliye içeride dolanan sarhoşu gösterince de adam umursamaz bir tavırla omuz silkti ve görmezden geldi.

Birşeyler dönüyor diye Afşin Abi ile beraber kalabalığın arasına giriştik. İnsanlar bize bakıyor ama birşey demiyorlar. Ben çok bakanları başımla selamlıyorum ve onlarda beni selamlıyorlar. Anlamadım. Önce bir kapıdan içeri daldık. Sonra bir kapı daha. Demir parmaklıklar ile karşı karşıyayım. Geri dönüp küçük kısma girip demin bizimle beraber dışarı çıkarılan kız ile sessizce konuşuyoruz. Kız Alman ve protestan rahibesi. O da odada olanlara bir anlam veremiyor. Sanki bir cenaze olacakmış yada konuşma yapılacakmış gibi bir ortam. Afşin Abinin aşırı ısrarcı tavırları, bitmek tükenmez soruları derken buradan da bu kez daha nazikçe çıkarılıyoruz. Tam çıkarken duvardaki ilanı tıkladım.

Sacro militare ordine costantiniano di san giorgio isimli bir şövalyelik örgütünün Toscana yöresindeki yeni şövalyelerinin örgüte alınma merasimi imiş tüm bu tantana. Adamlar geleneklerini sürdürmekte.

Buradan çıkıp sağa doğru döndük. Küçük bir meydan ve bir kilise. San Marco kilisesi ve meydanındayız. Kilisenin girişinin üzerinde güzel mermer rölyefler var. Yapılaşma İtalyada standart. Her kilisenin önünde ortasında bir heykel yada havuz olan küçük bir meydan bulunuyor. Bu kilisenin özelliği bir zamanlar Savonarola ‘nın buradaki manastırda kalması. Bu papaz Floransalıları Medicilere karşı bir ayaklanmaya hazırlar ve böylece Medicileri şehirden çıkartır. Medicilerin yaptığı çoğu eseri ve kitabı ahlaksızlık, edepsizlik, dinsizlik gibi nedenlerden ötürü yaktırır. Mantalitesine göre insan elinden çıkmış herşey günah kaynaklıdır. Yararlı fikirleride vardır. Floransanın 500 kişilik bir meclis ile yönetilmesini sağlar. Fakat Mediciler aptal değildir ve her günahın ve hatanın bir bedeli olduğunu bilirler. Roma bağlantılı bir entrika ile Savonarola ‘nın dine karşı gelip peygamberliğini ilan ettiği şeklinde bir dava ile hasımlarını indirip yaktırırlar. Mediciler böylelikle dine de el atarlar ve aile üç te papa çıkarır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder