21 Mayıs 2010 Cuma

Piramitlerin gölgesinde, Nil 'in kıyısında...

Mısır ‘ın başkenti Kahireye uçuş yaklaşık iki saat sürmekte.

İnişlerde bir form doldurmanız gerekmekte. Formda ad,soyad,doğum tarihi,sefer bilgisi gibi bilgiler girilip pasaportla beraber görevliye veriliyor.

Mısıra girişte vize uygulaması var. Avrupa birliği vatandaşları girişte 15 $ ödüyor. Bu tahminlerime göre bizler içinde geçerli.Türklerden ise para tur operatörlerince rezervasyon sırasında bunun yaklaşık bir misli olarak tahsil ediliyor.Tabii bu riski almaya değer mi orası size kalmış.

Havalimanından çıkıldıktan sonra firmalar genelde panoramik bir şehir turu yaptırıyorlar. Ülkenin prestijinden olsa gerek havalimanı ile şehir arasındaki yol temiz ve yeşil.

Tur esnasında ilk uğranan nokta Enver Sedat’ın anıt mezarı.

Hemen hemen tüm turlarda piramitler ekstra tur kapsamındalar. Taksilerle kendi başınıza da gidebilirsiniz pekala. Ama firmalar piramitlerin şöhretinden istifade ederek yolcuları katakulliye getirme eğilimindeler.

Her neyse bir şekilde piramitlere ulaşıyorsunuz. Piramitlerin olduğu bölgeye giriş ücretli. Sadece ikisine giriş yapabiliyorsunuz. Kefren’in içinde herhangi bir şey yok. Buna karşın Keops’un içerisinde bir gemi bulunmakta. Piramitlerin olduğu yörede bu piramitlere giriş için ayrıca 100 Mısır Paundu ödemeniz gerekmekte. (Bu para 20 $’ a denk gelmekte.)

Piramitler oldukça hasarlı. Zaman ve çöl iklimi gün be gün artan miktarlarda piramitlere ağır tahribat vermekte.

Görebileceğiniz bir başka eser ise devasa boyutlarda olan sfenks. Sfenkse bir mabedin içinden ulaşıyorsunuz. Sfenksin burnu düşmüş. Bunu yapan Mısırı işgal eden Napolyonun topçuları. Tabii her zamanki gibi suç Memluk Türklerine yıkılmakta. Ayrıca sfenksin ağzının altında som altından bir sunak tası mevcutmuş. Rivayetlere göre bu tas pek çok tarihi eser gibi İngiltereye kaçırılmış.

Ören yeri ana baba günü.Hediyelik eşya satıcılarından deve ile turist gezdiren müteşebbislere kadar akla gelebilecek türlü insan bu kalabalığın yerli kitlesini oluşturmakta.

Piramitlerde ayrıca geceleri lazer gösterisi de yapılmakta.

Bizim kültür turları nasıl türlü ıvır zıvır üretimi ve satışı yapılan yere yolcuları mutlaka getiriyorsa Mısırda da papirüs yapılan atelyelere uğranıyor. Bunun şöyle bir hoşluğu var;gerçekten otantik unsurlar üzerinde bilgilenme imkanınız oluyor.

İngilizce kağıt anlamına gelen paper kelimesinin kökeni işte bu papirüs. Papirüs yapımında,sapın yeşil kısmı soyuluyor. Kalan beyaz kısım ince ince kesilerek normal suda altı gün bekletiliyor. Sürenin uzaması yada kısalması kağıdın rengini direkt etkiliyor. Sudan çıkarılan hamur kıvamına gelmiş hammadde havan yada dibek gibi bir nesnenin içinde iyice dövülüp oklava ile açılıyor. Bu işlemin ardından satır ve sütun çizgilerini belirleyecek bir kalıp üzerine yerleştirilerek keçe arasında beklemeye bırakılıyor. Bir papirüsün gerçek olduğunu anlamanın yollarından biri ,kağıdı güneşe tuttuğunuzda bu satır yada sütun çizgileri görebilmenizde saklı.

Papirüs atelyelerinde otantik papirüsler alabileceğiniz gibi üzerine hiyeroglifler ile adınızı yazdırmanızda mümkün. Bana fiyatlar yüksek göründü.

Bu arada soyulan yeşil kabuklardan ise terlik altlığı yapılmaktaymış.

Gece Kahire’yi sorunsuzca gezebilirsiniz. Sokakların her zaman pis olduğu şehir havanın da yumuşaması ile geceleri daha bir kalabalık olmakta. Arabalar eski. Tofaşın kuş serisi Mısırlıların göz bebeği. Şehir kesif bir mazot kokusuyla esir alınmış.

Her geri ülke gibi kahvelerin tıklım tıklım olduğunu belirtmekte fayda var.

Kısacası ilk gün panoramik şehir turu ve piramitlerin gezilmesi ile geçmekte.

İkinci günün hedefi dünyaca ünlü Kahire Müzesi.

Giriş 50 Mısır Paundu. İlk önce bahçede bir yoldan ilerliyorsunuz. İkinci kapıdan çıkınca kafe ve hediyelik eşyalar satan bir yere ulaşıyorsunuz.

Müze devasa bir yapı. Dolayısıyla planlı bir şekilde gezmek şart. Yoksa aynı yollardan defalarca geçebileceğiniz gibi kimi yerlere de hiç uğramadan geçmiş olabilirsiniz.

Giriş katında lahitler ve mumya yapımı ile ilgili eşyalar sergilenmekte.

Üst katta ise Tutankamona ait hazine dairesi var. Hazinenin önemli bir bölümü ve mumyanın ta kendisi British Museumda. Mısırlılar haklı olarak bunları istemekten İngilizler ise utanmadan vermemekten sıkılmamış. Meşhur altın maske de burada. Takıların güzelliği ve zarafeti de anlatılması gerekenlerden.

Yirmili yaşlarına varmadan ölen firavun en meşhur lanetli mumya. Bunu da eklemekte fayda var.

Mumyaların olduğu kısma ayrı bir ücret ödeyerek girebiliyorsunuz. Bununda bedeli 100 Mısır Paundu. Burada flaşsız bile fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Tabi, ortalıklarda pekte nöbetçi dolaşmadığı için çekim yapabiliyorsunuz. Oldukça karanlık olan bu kısımda bir oda Ramses’e diğeri Ramses’in ailesine ait. Bir kadın ve kedisinin mumyası var. Kedi mumyası bir zamanlar bebek mumyası sanılmaktaymış.

Kahire Müzesi kendinizi kaptırırsanız yada meraklısıysanız rahatlıkla gününüzü geçirebileceğiniz bir mekan. Ama isterseniz şehirdeki yakın çevredeki müzeleri de dolaşarak günü doldurabilirsiniz.

Geceleri çok sayıda olan casinolara giderekte vakit geçirebilirsiniz. Bunlardan kaliteli bir tanesi şehrin güzide semtlerinden Zemalekte bulunan Mariot Otel. Zamanında vali konağı imiş. Kumar oynamasanızda çevreyi ve oynayanları izlemekte ayrı bir eğlence. Luxor bira oldukça övülmekte.

Üçüncü gün ilginç piramiti ile meşhur Sakkaraya gidildi. Özel turla gidince 55 Euro veriyorsunuz. Ama şehirde bir taksici ile anlaşırsanız adam başı 10 $ ödeyerek dört-beş kişi bir araca doluşarak her yere gidebiliyorsunuz. Taksicilerin fiyatı sabah 9 akşam 24 arası.Bu adamlar siz gezerken yada bir şeyler yaparkende bekliyorlar.

Sakkarayı meşhur eden diğer piramitlerden farklı olan basamaklı piramiti. Aracınızdan indikten sonra yıkıntılar arasında tahtadan yapılmış bir yolda yürüyerek küçük bir odaya ulaşıyorsunuz. Burada veliaht prenslerin içerisinden rahiplerce firavun seçilmekteymiş. Kazana firavun sembolik olarak bir boğa yada öküz ile dövüşürmüş.

Basamaklı piramit görünen oki Gizadaki piramitlerden bile daha çok yıpranmış. Bu piramitinde içine giriş mümkün. Piramitin yakın çevresinde pek çok mezar odası var. Dar dehlizlerden aşağıya doğru ilerliyorsunuz. Mezar odasının tavanında yıldızlı işlemeler yapılmış. Bir küçük odada da firavunun mumyalama esnasında çıkarılan organlarının saklandığı bir bölme var.

Daha sonra ise Menfis tapınağını gezebiliyorsunuz. Sağlam ve devasa bir yapı burası. İçeride fotoğraf çekimi yasak. Rehbersiz gezmeye kalktığınızda kaybolma ihtimaliniz var.

Turla gezerseniz sizi birde halı okuluna sokuyorlar.

Dört beş günlük bir tur içindeyseniz bir başka seçenekte İskenderiye. Fakat günümüz İskenderiyesi İzmirin epeyce bir geri kalmışı. Meşhur İskenderiye Kütüphanesi fazlaca modern bir üslupla yeniden inşa edilmiş. Osmanlı kalesi ve Romalılar döneminden kalan epeyce bir şey de var. Bununla beraber hızlıca bir hareket ve zamanı hesaplıca kullanarak sağlam bir gezi yapılabilir.

İskenderiye yolunda Wadi Natrun denilen Natrun Vadisinde hristiyanlığın ilk dönemlerinden kalan birkaç manastırdan oluşan bir kompleks var.

En az bir gün Kahirenin sokaklarında gezmeye dolayısıyla kaybolmaya ayrılmalı. Google earthden bakıldığında şehrin çok büyük olduğunu ve çok sayıda tarihi eser olduğunu görüyorsunuz. Handikabınız bu mekanlar arasında da epeyce bir mesafenin olması.

Yakıtın ucuzluğu nedeniyle trafik tam bir keşmekeş. Sokaklar çöpten geçilmiyor. Kalabalıktan söz etmeye bile gerek yok sanırım. Bu kadar insan nerede kalıyor sorusunun cevabı belli. Sefaletin çeşitli aşamalarında her nereyi bulabiliyorlarsa. Dikkatinizi çok sayıda evin sıvasının bile olmaması çekecek. Bunun nedeni parasızlık.Aynı durumun sonuçlarından birisi de yapıların çatılarının dahi olmaması. Bu genelde camları bile olmayan tuğla evler şehre yeni gelenler,yeni evliler yada geçim sıkıntısında olanlarca tercih edilmekte. Bu sınır aylık 400 Mısır Paundunun altındaki kazanca sahip kişileri kapsamakta.

Nispeten zenginler –ki 600 Mısır Paundu kadar kazancı olan kişiler bunlar- biraz daha büyükçe ve beyaz tuğladan evlerde ikamet etmekte.

Birde ölüler şehri kavramı var. Şehir Memluk dönemi ve eskisinden kalma mezarlıklara sahip.Bu mezarlıklar geleneklere göre genelde ev şeklinde inşa edilmiş. Zamanla dışarıdan göç alan şehirde göçmenler ikamet sorununu bu yapılarda kalarak çözmüş.Mezarların sahipleri ise atalarının mezarlarının bakımını yapıldığı düşüncesiyle kalanlara itiraz etmiyorlar. Bu çılgınca kavramı yaşayan kişi sayısı için iki milyon kişi kadar bir sayı dile getirilmekte.

Şehirde çok sayıda çarşı var. Bunların en meşhuru El Halili. Kısmen açık kısmen kapalı büyükçe bir alanı kaplamakta. Kapalı kısım daha küçük. Akla gelebilecek her türlü ıvır zıvır mevcut. Dansöz kıyafetleri,çoğunluğu aslında muz kabuğundan yapılmış sahte papirüsler, tespihler,şallar her yerde mevcut. Gümüş eşyada oldukça çok ve el emeği ile yapılanlar takdir edersiniz ki pahalıca.

Her ne yaparsanız yapın ama burada ve diğer çarşılarda iki şeyi unutmayın. İlki pazarlıkta sınır yok. Her hangi bir mal %50 ile %90 arasında indirime uğrayabilmekte. Diğeri ise her yerde de okuduğunuz gibi Türk olduğunuzu anladığınızda Hasan Şaş yavaş yavaş diyen Mısırlılar. Nedeni bilinmez ama Arapların böyle bir takıntısı oluşmuş.

Çarşıda meşhur bir kahve var. Mehmet Akifte cumhuriyet rejimiyle yıldızı barışmayınca bu şehre geçmiş ve genelde bu kahvede vakit geçirip bazı şiirlerini yazmış.

Şehrin bir başka önemli mekanı ise citadel denilen tüm eski şehirlerde karşınıza çıkacak iç kale kısmı. Sitadele giriş 50 Mısır Paundu. Kale öncelikle Haçlı saldırılarına karşı inşa edilmiş.Sonrasında Memluklarin yönetim merkezi ,2.Dünya Savaşında ise İngiliz merkez garnizonu olarak kullanılmış. Kale içerisindeki en önemli yapılardan biri Aya Sofyaya benzetilmeye çalışılarak otuz küsur yılda inşa edilmiş Kaymaktaşı Camii. Ne Aya Sofyanın heybeti nede estetiği mevcut. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nında türbesi burada. Oldukça loş bir yapı.

Kalede En-Nasır camii adlı bir cami daha mevcut. Bu camide daha ziyade Türkmen izleri taşımakta. Günümüz halkı pek bilemese de tıpkı İran gibi yaklaşık 1000 yıllık bir Türk hakimiyeti altında kalmış. 1950 ‘li yıllarda Baas ‘ın iktidara gelip hıdivliğin lağv edilmesi ile Türk yönetimi tamamen bitmiş. Tolunoğulları,Akşitler (Ihşidiler de denmekte) Memlukler, Osmanlılar ve Hıdivlik dönemi başta Kahire olmak üzere tüm Mısıra pek çok hatıra bırakmış. Baas yönetimi bu yapıların bir kısmını yıkmış yada yabancı firmalara önce devletleştirerek kiralamış. Arap tipi milliyetçilik ve sosyalizmin uygulaması bu kadar oluyor herhalde. Dini yapılar ise devasa boyutta olduklarından kolaylıkla ortadan kaldırılamamalarından olsa gerek günümüze ulaşabilmişler.

Neyse,kalede pek çok kafe ve iki de müze var. Bunlar araba müzesi ve askeri müze.

Kale civarında da önemli yapılar var. Biri 1362 yapımı Sultan Hasan medresesi. Uzun minareleri ile kendini belli ediyor. Bunun yanı başında er-rıfai camii görülmekte. Burası da hıdiv soyundan gelenlerin mezarlarına ev sahipliği etmekte.

Yine yakınlarda şehirdeki en eski Türk camii olan Tolunoğlu camii bulunmakta. İnşası 876 yılında bitmiş bu yapının en hoş özelliği minaresinin dışarıdan sarmal bir merdivenle çıkarılabilir olması.

Kahire içinde özellikle Memluk döneminden kalan çok sayıda külliye de bulunmakta(Kalavun,Bekuk,Gavri külliyeleri gibi). Kahire belediyesinin internet sitesinde de görebileceğiniz gibi İslami Kahire de çok sayıda devasa cami bulunmakta. Ortak özellikleri boyutlarının inanılmaz büyüklüğü,avlularının genişliği ve minarelerinin başlı başına bir sanat eseri olması olabilir.

Kahire de diğer dinler içinde yer var. Şehrin mısr-ül kadim bölgesinde yer alan eski roma kalesi pek çok kiliseye ev sahipliği etmekte. Bu kiliselerin neredeyse tamamı anladığım kadarıyla şehrin en eski kilisesi olduklarını iddaa etmekte. En ilginç olan unsur Kopt Müzesi.Bizlerin Kıpti dediği halk bunlar. Giriş 50 Mısır Paundu. Öğrenci olduğunuzu kanıtlayabilirseniz bunun yarısına girebiliyorsunuz. Koptlar hristiyan. Dolayısıyla hristiyanlık ve kendi öz kültürlerinin kesişimi ve etkileşiminden kaynaklanan türlü nesneyi görebiliyorsunuz.

Şehrin modern kısımlarında gezebilmek için Nil kıyısında dolaşmak gerekiyor.Zemalek yukarıda da belirtiğim gibi zengin bir semt. Dolayısıyla binalar modern ve bakımlı. Beni çekebilecek tek şey burada Kahire Kulesi olabilir. Şehri ve piramitleri tepeden görmek için ideal.Ama şehrin pisliği ve monoton renk hakimiyeti pekte kaliteli fotoğraf çekilemeyeceği şekline bir kanı uyandırmakta bende.

Birde burada nilometre var. Tarihi olarak nehrin yüksekliğinin ölçüldüğü bir yapı olarak kullanılmış . İslam döneminde ise halifelerin yaşadığı söyleniyor.

Son durak ise batı kıyısında yer alan büyük parklar ve hayvanat bahçesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder